Ev Alma Komşu Al Da Nerede Bu Komşular?

  • Pazar, 08 Ağustos 2010 05:19

     

    Hayatta seçebileceğimiz bir sürü yol var. Sabah uyanır uyanmaz başlıyor günlük seçimlerimiz, ta ki akşam başımızı yastığa koyana kadar tüm gün birbiri ardına tercih ettiklerimizle geçip gidiyor. Burada tek tek yazmam oldukça zor, aklınıza ilk gelen tercihiniz nedir güne başlarken bir düşünün bakalım?

     

    Aslında çerçevemizi biraz genişletelim. Sadece bugünü değil, yarını, bir ay veya bir sene sonrasını, hatta beş on yıl sonra nerede, ne şekilde olmak istediğimizi düşünelim ve bunun için yapmamız gerekenler ile neleri seçmemiz gerektiğini. Bunun kararını şimdi vermemiz çok zor belki. Çünkü hayat herşeyi bir anda önümüze sürmüyor. Sırası geldikçe karar vermemiz gerekiyor ama yine de hepimizin hayatında bazı öncelikler var ve bunlar doğrudan seçimlerimizi etkiliyor. Sizin öncelikleriniz neler?

     

    Benim de herkes gibi birçok önceliğim var hayatta. Şimdi “birçok öncelik de ne demek, insanın bir sürü önceliği olur mu hiç?” diye sorabilirsiniz. Evet demek durumundayım çünkü her durumun kendine göre bir önceliği vardır. Mesela yaşamak istediğiniz yeri seçerken kimisi işine yakın olsun ister kimisi ailesine. Sonra bazıları büyük ev ister, kocaman bahçe; bazıları apartman hayatını daha çok sever. Yani seçim yaparken bir dolu parametremiz var hayatımızın içinde ve bunların birçoğu kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Biz yaşayacağımız yeri seçerken, seçtiğimiz mahalle ve siteleri günün değişik saatlerinde defalarca dolaştık. Komşuluk meselesine bir hayli takılmıştım o dönemde. Yani biz de hep söylenen; “Ev alma komşu al” lafı nasıl olmuş da beynimin her hücresine ayrı işlemiş şimdi düşününce şaşıyorum. Ancak o dönemde bu konuda oldukça hassastım. Beğendiğimiz evlerin sağında solundakileri, karşısındaki komşuları görebilmek için her bir evi defalarca ziyaret etmemiz gerekti. Uzun ve yorucu geçen karar bir dönemin ardından isteğimiz gibi bir siteden beğendiğimiz bir eve kavuşabildik neyseki.

     

    Komşu meselesi niçin bu kadar önemli, yanı herkes komşusu ile görüşüyor mu ki sürekli diye düşünebilirsiniz ama başka bir ülkede yaşamanın insana aşıladığı duyguların başında, bazen kalabalık içinde bile olsanız kendinizi yalnız, hiç kimsenin ulaşamayacağı bir yerde hissetmek geliyor. Yani tüm yakınlarınızdan uzak olduğunuz bir anda, kendi evinizdeyken dahi “acaba başıma bir şey gelse koşan, ilgilenen olur mu” sorusu aklınızın içinde dolaşıp duruyor olabilir. Tabii bu biraz sizinle ve nasıl ilişkiler kurduğunuzla da ilgili bir durum. Aynı ülkede aynı dili konuşup, aynı milliyetten olduğunuz insanlarla bile bazen herhangi bir iletişimde bulunmaya ya da bulunamaya da bilirsiniz. Ancak duruma diğer tarafından bakarsanız, dünyanın her yerinden rengarenk hayatlarıyla sizin yaşamınızı doğrudan ve derinlemesine etkileyebilecek insanlarla da tanışma fırsatınız olabilir. Özellikle çok milliyetli bir bölgede yaşıyorsanız. Etrafınızda, şehrinizde yaşayanları tanımanın diğer bir yolu da hemen her şehirde olan Farmers Market’e gitmektir. Diyebilirim ki özellikler orta halli çok da büyük olmayan bir şehirde yaşıyorsanız, yaşadığınız yerin yerlilerini tanımak, etrafta olan biten yerel olayları, aktiviteleri öğrenmek ve yeni insanlarla tanışmak için birebirdir Farmers Marketler. Hem mevsimlik taze sebze ve meyvaları, evde üretilmiş yiyecekleri bulabilirsiniz hem de haftalık dedikoduları öğrenebilirsiniz benden söylemesi. Tabii sizinle ilgili olan biteni merak eden sevimli teyzeler de olacaktır mutlaka.

     

    Yeni birileriyle tanışmak bana hep yeni bir kitabı okumaya başlamak gibi gelmiştir. Çünkü herkesin hayatta kendine ait bir hikayesi vardır.Bu hikaye hangi dilde yazılmış olursa olsun içinde anlatılanlar az çok birbirine benzer. Çünkü herkes özünde yalnışları doğrularıyla, sevgileri kızgınlıklarıyla sadece insandır. Bir insanı tanımak emek ister, zaman ister. Kimi zaman kitabı sessizce okumak gerekir, sindire sindire. Kimi zaman ise yüksek sesle okumak gerekir, hakkını vererek. Kültür farklılığı böyle yazıldığı gibi iki küçük kelimeden ibaret değil ne yazık ki. Hem güzel, hem zor bir durum. Çünkü herkesin hayata bakışı ve geldiği yer aynı değil. Yaşadığınız ülkedeki insanları anlamak için hayatlarını nasıl yaşadıklarını, neleri izleyip neleri okuduklarını takip etmeniz gerekir. Hatta coğrafyasını öğrenmek, yeri geldiğinde tarihini bilmek de sizin insanları anlamanızı kolaylaştıracaktır. Çünkü insanlar coğrafyaya ve tarihte yaşadıklarına göre şekillenir. Eğer konuşulan dil ile probleminiz var ise uyum sağlamız açısından bu konunun üzerine eğilmenizi şiddetle tavsiye ederim. Daha öncede bahsetmiştim, Amerika’nın birçok yerinde kütüphanelerde, üniversitelerin ve hatta bazı liselerin bünyesinde, kiliselerde, belediyeler ve belediyelere bağlı kurumlarda çoğu ücretsiz ya da düşük ücretli dil kursları bulabilirsiniz. Bu da güzel bir başlangıç olur sizin durumuzdaki insanlar ile tanışıp uyumu yakalamak ve yeni arkadaşlıklar edinmek için harika bir fırsat, Ben farklı dilden insanlarla arkadaşlığın, insanın dünya görüşünü oldukça değiştireceği ve geliştireceği inancındayım. Her yenilik yeni bir nefestir ne de olsa.

     

    Nasıl her insan yeni bir kitap dediysem, her yeni arkadaşlık da hayat defterinde taze hikayelerin yazılmasını heyecanla bekleyen tertemiz bir sayfadir. Bazen sayfalarımıza gözyaşı, ya da karanlık kelimeler düşer ya da kırmızıya döner mürekkep açıdan yazarken. Bazı sayfalar tüm defteri aydınlatabilecek kadar aydınlıktır, bazıları ise rengarenktir,deli dolu ve neşeli. Yine de iyisiyle kötüsüyle kendi defterinize yazdığınız her yeni hayat ayrı bir tecrübedir ve belkide her geçen gün saçınızdan bir telin rengini değiştirir.

0 yorum