Doğruyu Ararken

  • Çarşamba, 25 Şubat 2009 12:30

     

    İnsanoğlu eşsiz benzersiz... istekleri, beklentileri, hayalleri uçsuz bucaksız

    İnsanoğlu eşsiz benzersiz... istekleri, beklentileri, hayalleri uçsuz bucaksız ve insanoğlu karman çorman, komplike...

     

    İş mi, aşk mı? Yanlış mı çekip gitmek? Amerika sevdasıyla her şeyi terkedip gelip uzun bir uğraştan sonra istediğin şeye, hayallerine şu kadarcık kalmışken, hayır olmayacak deyip kaçmayı tercih etmek ne kadar doğru?

     

    Ve peki aslında doğru olan ne? Doğru olanı nasıl bilebiliriz? Siz doğrularınızı nasıl buluyorsunuz? Benim doğrularım aslında pek de doğru değilmişler...

     

    Aslında işte tam da bu nedenden büyük istekler altında ezildiğim hayaller peşindeyim... Bir şeyleri DOĞRU yapayım artık diye. Hayatımın koşturması, soluk bile almadan oradan oraya savrulması ve sürekli yaşantımın yer değiştirmesi yormuş beni. Doğrularımın şeklini şemalini değiştirmiş, mutasyona uğratmış inançlarımı...

     

    Artık maceraya doğru değil, olağanlığa, durgunluğa, dinginliğe, enginliğe ve tanıdık bildikliğe doğru çevirmişim rotamı farkında olmadan...

     

    Dartımın 12'sine "yerleşik ve düzenli hayat"ı koymuşum bilincimin karanlık odalarında. Artık, güveni, huzuru ve belki de hatta "monoton" hayatı hayal eder olmuşum... Bu kadar macera yetmiş ruhuma. Macerayı, hareketi gıda yapmış iyi beslemişim ruhumu ve fakat, acaba bir yandan da sürekli aynı gıdayı almaktan dengesiz beslenmesine de mi sebep olmuşum? Ya bunun ucu, ruhumun gıda zehirlenmesine kadar yol açarsa? Öyle bir durumda, ruhumdan kaynaklanan bütün duygularım yerle bir olmaz mı? Alt üst olmaz mı kalbimin atışı? Yoksa çoktan oldu bitti mi bütün bunlar? Çoktan zehirledim mi ruhumu kendi ellerimle?

    Macerasız, renksiz, hareketsiz, eğlencesiz ve sessiz-dönük kavramlardan köşe bucak kaçışım bu nedenle mi dersiniz? Hiç yerimde duramadan, yıllardır oradan oraya savrulmam bundan mı? Yoksa bu nedenle mi hep uçlarda yaşıyorum duygularımı?

     

    Ve eğer öyleyse... Tedavisi var mıdır? İlacı var mıdır ki bunun? Kronik olmadığını varsayıyorum içimdeki bu coşkun, okyanuslar ötesi ritmikliğin... Bana reçete yazsanız ne yazardınız? Sıcak çorba ve bol su içmemi mi? Sakin renklerde giyinip sessiz ortamlarda bulunmamı mı? Yoksa yine de ruhumun derinliklerine uzanıp, içimdeki zehrin kana kana tadına varmamı mı?

     

    ***

     

    Ve işte, insanoğlunun doğruyu ararken izlediği yol, yolun adı, soldan sağa dört harfli, minik bir şey. Hani o kendisi minik olup da en büyükleri, dünyaları ifade edenlerden... Sesi, rengi, dokusu ve sonsuz gücü olanlardan... Dünyalar yakıp yıkan, yerine yenisini yaratan, üreten ve tüketen, her şeyin ve aslında herkesin başlayıp-bittiği yer... Dört harfli, üç boyutlu, bir'leri iki yapmaya yarayan... Aslından kendi tek ve yegane olan o şey...

     

    Hem dokunulan hem dokunulamayan ve onun size, gece gündüz durmadan, dokunmazsa olmaz halde oracıkta içinizde duran o şey... KALP... Kalbimiz. İşte, doğruyu ararken izlediğimiz yolun adı!

     

    Kalbimin sesini dinliyorum...

0 yorum