Kültür Şoku ve İnce Bellide Türk Çayı

  • Ne çabuk alışıyoruz yeni düzenlere, yeni insanlara. Adapte olmak gerek elden geldiğince yenidünyanın düzenine. Fark etmeden öğreniyorsunuz yeni ilişkileri, yeni dostlukları, komşulukları. En güzel insaniyetiyle, eşitliğiyle vuruyor, yakalıyor sizi kalbinizden Amerika. Elbette Türkiye’nin içi kaynayan kıpır kıpır Anadolu insanından, birbirine hep haber veren kollayan o sahiplenici toplum yapısından sonra, burası biraz bireysel, daha özgür ve biraz da yalnız geliyor

     

    Ne çabuk alışıyoruz yeni düzenlere, yeni insanlara. Adapte olmak gerek elden geldiğince yenidünyanın düzenine. Fark etmeden öğreniyorsunuz yeni ilişkileri, yeni dostlukları, komşulukları. En güzel insaniyetiyle, eşitliğiyle vuruyor, yakalıyor sizi kalbinizden Amerika. Elbette Türkiye’nin içi kaynayan kıpır kıpır Anadolu insanından, birbirine hep haber veren kollayan o sahiplenici toplum yapısından sonra, burası biraz bireysel, daha özgür ve biraz da yalnız geliyor. Biraz burukluğundan bahsedelim isterseniz. Buraya alışırken nelerden, hangi güzelliklerden fedakârlık ediyoruz ve sonrasında kucaklasın bizi şen Türklüğümüz, o babacan korumacı ellerimiz ve yumuşacık kadın yüreğimiz.

    Şimdi yemeğin acısından yiyelim önce, ardından kaymaklı ekmek kadayıfıyla şenlensin sofralarımız :)

     

    İnsan başta zorlanıyor elbette, yuvasından dostlarında ayrı. Sonra öğreniyor başa çıkmayı, yenilikler, yeni alışkanlıklar büyütüyor içinde. Muhtemelen daha bağımsız daha güçlü ve biraz daha az duyarlı oluyor herhalde. O kadar alışıyorsunuz ki kendi işinizi görmeye, tek başınıza her işe yetişmeye, yardımı, yardımlaşmayı o sıcacık dostlukları görünce annenizin bağrındaki huzuru buluyorsunuz abartısız. Şaşırıyorsunuz. Fark etmeden unuttuğunuz güzellikler, bir anda gelip buluyor sizi, Türk yanınızdan yakalıyor apansızın. Siz deseniz de ben hallederim sağ ol diye, o en güzel dostluklar dünyada eşi benzeri görülmemiş içtenliğiyle sarıp sarmalıyor sizi.

     

    Yeni ev taşıdım 2 hafta önce, zor oldu epey. O karmaşanın içinde oturup ne yapacağınızı bilemeden boş boş etrafa bakıyorsunuz. Hangi işin ucundan tutsanız bilemez halde düşüncelerinizi toplamaya çalışıyorsunuz yığınların arasında. Komşularınız başka burada, yeni dostluklarınız başka, Türkiye’deki komşunun külü burada bulunmuyor çoğu zaman. İçinde evrensel güzellikleri taşıyan güzel komşuluklar vardır elbet, en güzellerine selam olsun. İşte tam o sırada bir dostunuz geliyor içinde en sağlam Türklüğüyle. Önce oturtuyor sizi rahat bir yere, arkanıza yastıklar. “Dur” diyor “çay demledim, bir bardak iç kendine gelirsin.” Türkiye’de sanıyorsunuz bir an, şaşkın bir mutlulukla bekliyorsunuz ne olacak diye. Sanki yıllar olmuş o sıcak çayı içmeyeli. Aynı Türkiye’dekinden kan kırmızı bir çay geliyor gülen gözler eşliğinde. “Börek de yaptım” diyor “yanına getireyim de yersin” Yorgunluk başınıza vurmuş, bu gürül gürül gelen Türklük kendinize getiriyor sizi. Önünde eğilmelik buram buram memleket kokan gelenekleriniz öyle gururlandırıyor ki içten, sokaktan eve yeni gelmiş, üstü başı toz içinde o yorgun ama mutlu afacan sabırsızlığıyla, içinize çekiyorsunuz fırından yeni çıkmış taptaze çıtır çıtır böreğin kokusunu.

    Ey güzel Türklüğüm, ne güzeldir içinde olmak bu güçlü köklerin, bilmek nereden geldiğini ve şaşırtmak her seferinde en güzel yanlarıyla adetlerinin. Güzel dostum Seda’nın o güçlü kadın yüreğine sağlık!

     

    Bu yazının konusunu özenle seçtim her zamanki gibi. Zorlu yollarından geçip öğrendik burada ayakta kalmayı, bazen buralı olmayı, değerlerimizi korusak da adapte olup yükselmeyi toplumda.

    Aşikârdır ki, güvenli kabuğumuzda kalarak gelişmek mümkün değil. Biraz önce bahsettiğim güzellikler olmadan hayat cehennem olur burada, kabul. Ancak bunun yanında yeni değerlere de kucak açmalı. Yeni ilişkiler, arkadaşlıklar kurmalı en tazesinden.

    Kişisel ilişkilerin yanında, profesyonel hayatta da başarılı ilişkiler kurmanın yolu, yeni kültürü doğru okumaktan ve iletişim becerilerimizi arttırmaktan geçiyor. Yeni topluma karışmalı, yeni dünyanın yeni kurallarını öğrenmeli, bir örnek ustası olmalı zaman içinde.

    Her birimiz farklı dünyalardan başka hayallerle geliyoruz buraya. Elbette toprağımız, yerimiz belli. Ancak yâd ellere gelmişken, burada iz bırakmak isteyen arkadaşlara daha akılcı bir önerim var.

     

    Çoğumuz okulu bitirdikten sonra burada kalmak istiyor. Tutunmak zor, şartlar çetin, rekabet yoğun. İyi bir CV yetmiyor. Çevreniz yoksa kendinizi kimseye dinletemiyorsunuz. Anlatacak, söyleyecek sözümüz var elbet ancak dinleyeni bulmak için biraz sosyalleşmek ve kesinlikle yeni dünyanın tabiri caizse sosyal kelebeği olmak gerek.

    Tam da bu güzel başlıkta, Mark Goulston ile şahane bir röportaj yaptık. Amerika’da kültür şokundan, bir Amerikalıyla “dating”e kadar her şeyi konuştuk. Psikiyatrist M.Goulston güler yüzlü, bilge ve bir o kadar da karizmatik bir iletişimci.

    Kitapları “getabstactdownload.com” sitesinde 1. sıralardan düşmeyen, son kitabı “Just Listen” ile şimdiden pek çok farklı ülkede dikkatleri yine üzerine çeken başarılı doktor, bize yurtdışında ayakta kalmanın ve iletişimin sırlarını anlattı.

     

    Dinlemenin öneminden, ilk kez yeni bir ortama girdiğinizde insanlara nasıl yaklaşmanız gerektiğine ve sihirli iletişim sırlarına kadar dolu dolu bu röportaj umarım en umulmadık yerlerde en sürpriz zamanlarda sizlere rehber olur.

     

    Biz hikâyenin keyfine vardık değerli yazarla, afiyetle okumanız dileğiyle.

    PS: Yorumlarınızı plnkrkc@gmail.com adresine yollayabilirsiniz. Farklı fikirleri ve bakış açılarını paylaşmaktan daha keyiflisi olamaz herhalde! :)

     

    Perşembe, 15 Temmuz 2010


0 yorum